Tolstoyda ölüm düşüncesi veya Ivan Ilyic'in ölümü kitap özeti kısa içerik
Sayfa sayısı : 6Kaynakçası : Yok
Doküman türü : Microsoft Word
Nazmi Eroğlu Tolstoy dünya edebiyatına mal olmuş bir Rus düşünürü ve edebiyatçısı. Edebiyat merdivenlerini nesirle tırmanmış ve o yolda zirveye oturmuş bir romancı. Romanda başarılı olmuş her yazar gibi o da, hayatın içindeki gerçekleri ve problemleri en çarpıcı açıklığıyla ve derin tahlillere girerek anlatmıştır. Bu yöndeki başarısı nispetinde okuyucu tarafından hüsnü kabul gördüğü söylenebilir ve bitmeyen bir ilgiyle günümüze kadar canlılığını sürdürmektedir. Ölüm, hayatın en önemli, en gerçekçi, en riyasız yanını temsil etmektedir. Buna rağmen insanlar, büyük oranda, ölümü her zaman kendinden uzakta görmektedirler. Belki de, insan fıtratının bu şekilde ölüme yaklaşması, hayatı çoğu zaman yaşanılır kılabilmektedir. Sıradan insanlarda olduğu gibi düşünür ve filozoflarda da ölüme yaklaşım, dünya görüşünü, hayat felsefesini ortaya koyar. Tolstoy, yazılarında yoğun bir şekilde ölümü işlemesiyle çağdaşı olan yazarların önünde bir üne sahiptir. Tolstoy'un birçok eserinde, ölüm teması, merkezi bir değer olarak işlenir. Romancı üslubuyla tasarladığı ve giriştiği hayat hikayelerinde adeta dini bütün bir Müslüman'ın ahiret ve ölüm inancına yaklaştığını görmek mümkündür. İvan İlyiç'in Ölümü, Hayat Üzerinde Düşünceler, İnsan Ne İle Yaşar, Üç Ölüm, Polikuşka, İtiraflarım vs. her birinde okuyucusunu ölüm gerçeği ve hayatın anlamıyla yüzleştirmeye çalışır. İtiraflarım adlı hacimce küçük fakat oldukça yoğun eseri bu bakımdan bir nasihat-nâme kadar fonksiyon taşıdığı düşünülebilir. Burada saf Hıristiyanlık akidesine bağlı bir düşünce geliştirir ve debdebeden uzak bir hayat tarzının insana gerçek huzuru vereceği inancına erişir. Bu sonucu, bir yönüyle şu şekilde özetlemek mümkün olsa gerek: "Tolstoy'un Hıristiyanlıkta reddettiği 'dejenerelikler' arasında, insanlıkların dünyaya günahkâr olarak geldikleri, günahların, muhtelif yollarla affedilmesi, Teslis (üçlü birlik) ve Allah'ın insan şeklinde vücut bulması idi..."1 Tolstoy, parlak bir çocukluk ve gençlik devresinin ardından şöhreti yakalamış nadir yazarlardandır. Bu dönemlerinde, çevresini oluşturan insanların nezdinde "hırs, tahakküm, menfaatperestlik, şehvet, kibir, hiddet, intikam hırsı" gibi davranışları belirleyen hissiyatlar revaçta idi ve kendi hayatını buna göre şekillendirdikçe ve büyüklere uydukça çevresini memnun ettiğini biliyordu. Daha sonra kendini geliştirmek için Avrupa'daki üst tabakaların takıldığı entelektüel ortamlara iştirak ederek "ilerlemeci" düşüncelerini ve hissiyatını pekiştiriyordu. (Olgunluk devresinde, bu ortamlarda gördüğü arızaları ve medeniyet anlayışının çarpıklığını daha iyi değerlendirecektir.) Tolstoy Paris'te bulunduğu sırada, Giyotinle idam edilen bir mahkuma tanık olması, her şeyin boş bir çırpınış olduğunu anlamasına sebep olacaktır. Giyotinin idam mahkumunun boynuna inmesi, o zamana kadar ki yaşadığı ve çevresinin de telkin ettiği hayat anlayışına karşı önemli bir şüphe meydana getirmişti. Yine ölümün, en sevdiği insanlardan birisi olan kardeşini alması, "bu gaflet perdesinin" yırtılmasına ikinci önemli adım olacaktı; ve bundan sonra, eski ve yeni Tolstoy'dan bahsetmek mümkün hale gelmiştir.
[Kitap özeti indir]